Azerbaycan - Nahçivan

Azerbaycan'ın Nahçıvan bölgesine 2025 sonbaharında ziyarette bulundum. İlk yurt dışı deneyimim oldu bu. Aslında çok bir beklentiyle gitmesem de bazı yönleriyle beni gerçekten etkiledi. Iğdır üzerinden kara yoluyla geçtim. Iğdır kendi başına çok ayrı hisler uyandırmıştı bende. Ermenistan sınırından geçerken bazı noktalarda çok yakındaki Ermeni köylerini ve gözetleme noktalarını görebiliyordum. Her neyse, sınır geçişinde Türk tarafında sıkıntı yaşamasam da Azeri tarafının memurlarındaki soğukluk gerçekten ürkütücüydü. O anda benzer dillere sahip olsak da aslında farklı bir yerde olduğum hissini çok yoğun hissettim. Geçişimizi Dilucu Sınır Kapısı’ndan yaptık, onu da belirteyim. Merkeze doğru geçerken her evin önünde, hatta bazı evlerde kapının şeklini almış sarı borular dikkatimi çok çekti. Bunların doğal gaz boruları olduğunu sonradan öğrendim. Türkiye’deki gibi yer altından değil, yer üstünden gidiyormuş burada. Yolları gittikçe daha da genişleyen garip bir şekildeydi; çok alakasız bir yerde üç şeritli yollar bulunuyordu. Ayrıca yol boyunca hiçliğin ortası diyebileceğim yerlerde aşırı maliyetli olduğunu düşündüğüm parklar, binalar ve anıtlar vardı. Anıt demişken, bazı evlerin girişinde Türk ve Azerbaycan bayrağı eşliğinde şehit fotoğrafları bulunuyordu. Bunlar şehit veren evlerin ve köylerin önlerine koyuluyormuş, onu öğrendim.

Şehir merkezine girdiğimizde binaların yapıları dikkat çekiyordu; Sovyetlerden kalma, taş olduğunu düşündüğüm garip bir mimariydi ama fotoğraflardan gördüğümüz depresifliği hissettirmiyordu. Ayrıca her binanın ilk katı tamamen mağazalardan oluşuyordu. Şehir merkezindeki yollarda Türkiye’den alıştığımız refüjler ve göbekler bulunmuyor; tamamen çizgilerle işleri yürütmeye çalışıyorlar. Öğrendiğime göre trafik cezaları ekonomik koşullarına göre çok fazlaymış, genellikle de buna özen gösteriyorlarmış.



İlk durak Haydar Aliyev Müzesi’ydi. Müzeye şanssızlıktan dolayı giremedim; maalesef tadilattaymış ama burada çevreyi gözlemleme fırsatı buldum. Binalar, insanlar… İlk izlenimim bu noktada çok güzeldi; ta ki bir araçta son ses o dönem yeni çıkan Türkçe bir şarkıyı duyana kadar. Tam o noktada komik bir durum oluştu; aslında düşündüğüm kadar da farklı olmadığını anladım.


İsmini hatırlamadığım bir parktı; öndeki yapı Mümine Hatun Türbesi’ydi.


Bölgede bulunan mezar taşlarını içeren bir bölümde bulunuyor.


Han Sarayı, gittiğim dönemde açılmasının üzerinden çok geçmemişti. Bölge için önemi çok derinmiş; bir idari merkez olarak kullanılmış. Doğu mimarisinin motiflerinin bulunduğu, bölge için önemli insanların eşyalarının sergilendiği, girişinde aynalı bir odanın olduğu güzel bir yapıydı. Bahçesi de bir o kadar güzel yapılmıştı. Giriş kısmında bölgeden alabileceğiniz hediyelik eşyalar satılıyordu. Ayrıca arka bahçeden Aras Nehri’ni ve İran tarafını görebildiğiniz bir bölüm vardı.


Aras Nehri ve İran.


Yaşam buradaki insanlar için zor; çünkü asgari ücret 400–500 manat arasındayken market fiyatları gerçekten çok pahalıydı. 1 manattan ucuz gördüğüm tek şey suydu. Fark ettiğim diğer şey ise bölgede üretimin olmamasıydı; çünkü raflar tamamen Türk ve Rus markalarıyla doluydu. Bir yerliyle sohbet ettikten sonra öğrendim ki bölgede memurlar arasında rüşvet durumu gerçekten çok yaygınmış. Bundan dolayı bölgedeki memurlar son yıllarda Bakü’den gelmeye başlamış. Şahsen ilginç bulduğum bir çözüm yöntemi. Memurların haftada izin günlerinin birinde bölge genelindeki ağaçlara bakmakla yükümlü olduklarını da belirteyim.

Benzinin ve dizelin ucuz oluşu, Iğdır üzerinden çok öncesi için bir ticaret biçimiymiş. Hâlâ bu işlerin olduğunu söylediler ve gerçekten Türkiye’ye kıyasla fiyatlar yarıdan daha ucuzdu. Ülke genelinde lüks araba kullanımı çok yaygındı; defalarca nasıl olduğuna şaşırdığım arabalar gördüm. Mercedes, bu bölge için bir statü sembolünden daha öteye geçmiş gibiydi.


Kur’an’da ve diğer birkaç kutsal kitapta geçen Ashab-ı Keyf olayının burada gerçekleştiğine inanıyorlar. Yaklaşık 700 merdiven sonunda ulaşılan bu yer oldukça yoğundu.


Aynı bölgede bulunan bu taşın etrafından üç kez geçmeyi başarabilenlerin dileklerinin kabul olduğuna inanılıyor.


Şehir merkezinde bulunan saat meydanı.

Not: Adem Peygamber’in mezarının Nahçıvan'da olduğunu düşünüyorlar; bir türbe ve devasa sayılabilecek bir camiyi de içeriyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hakkımda