Amsterdam - Hollanda
Hollanda, sınırlarından itibaren hissettirdiği duygularla çok beğendiğim bir ülkeydi. Haritada görünce küçücük dediğim yere çok farklı hayatların sığması beklediğim bir şeydi dersem çok yanlış olur. Dilleri her ne kadar Felemenkçe olsa da İngilizce neredeyse herkesin bildiği, anadil gibiydi. Felemenkçe, Amsterdam özelinde garip olacak ama çok fazla duymasam da anladığım kadarıyla biraz kulak tırmalayan, kulağa çok da estetik gelmeyen bir dil. Buraya gelmeden önce kaba taslak fikirlerim olsa da tarihiyle ilgili çok fazla şey bilmiyordum. Ülkeye girişimi Almanya üzerinden trenle yaptım ve yol, gündüz vakti olmasından dolayı sadece seyretmekle geçmişti. Yemyeşil, düz ve çiftliklerden oluşan 1.5 saatlik yolculuktan sonra Amsterdam’a yaklaştığımızı başlayan kanallardan anladım aslında. Amsterdam-Centraal, varış noktası olarak belki de en iyi konuma sahipti; çünkü çıkar çıkmaz kendinizi şehrin göbeğinde buluyorsunuz. Ben gardan çıkar çıkmaz biraz büyülendim aslında. Burası gördüğüm çoğu şey...